E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Uluslararası Enerji Ajansı'nın 2012 Raporundan Önemli Tespitler Çıktı

Uluslararası Enerji Ajansı'nın 2012 Raporundan Önemli Tespitler Çıktı

1 Mart 2013 Cuma / 09:38 | HABERLER
176. Sayı (Ocak-Şubat)
23 kez okundu

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA), her yıl düzenli olarak yayımladıkları ve dünya enerji gündemini mercek altına alarak, enerjide yeni trendler hakkında önemli ipuçlarının verildiği World Energy Outlook 2012 (Dünya Enerji Görünümü Raporu) yayımlandı. Ajans’ın, Londra’da 12 Kasım 2012 tarihinde piyasaya çıkan  ana yayın organı, küresel enerji haritasının önemli ölçüde değişmekte olduğunu söylüyor.

 

Uluslararası Enerji Ajansı’nın yayımladığı, World Energy Outlook 2012 (WEO) adlı raporda dünya politikasını etkileyebilecek önemli bilgiler yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde petrol ve doğalgaz üretiminde artışın küresel enerji akımlarında büyük değişimlere yol açacağını öngören WEO’nun ana senaryosu olan Yeni Politikalar Senaryosu’nda, ABD 2020 yılına kadar doğalgaz ihracatçısı konumuna geliyor. 2035 yılına kadar da, ABD enerjide net olarak kendi kendine yeter bir ülke oluyor. Rapordaki en çarpıcı tespitlerden biri ise, “ABD’nin 2020 yılına kadar Suudi Arabistan’ı da geçerek, dünyanın en büyük petrol üreticisi ülke konumuna geleceği”. Doğalgaz ve petrol üretiminde ABD’de yakın zamanda yaşanan canlanmanın, ekonomik aktiviteyi de teşvik ettiği kaydedilen raporda, ucuzlayan doğalgaz ve elektrik fiyatlarının sanayiye rekabet üstünlüğü sağladığı ve Kuzey Amerika’nın dünya enerji ticaretindeki rolünü sürekli değiştirdiği de belirtiliyor.

 

Rapora göre, yenilenebilir kaynaklar 2015 yılına kadar elektrik enerjisi üretimi açısından dünyanın ikinci büyük enerji kaynağı konumuna geliyor ve 2035 yılına kadar da ana kaynak olarak kömürü yakalıyor. Rapor, ancak bu hızlı artışın, önemli miktarda subvansiyonların devamına bağlı olduğunu da bildiriyor.

 

IEA Baş Ekonomisti ve WEO’nun baş yazarı Fatih Birol, “Analizlerimiz göstermiştir ki, yoğun bir politika değişikliğine hız verilmediği takdirde, 2035 yılına kadar enerji verimliliğini iyileştirme yolunda mevcut bulunan ekonomik olarak güvenilir projeler gerçekleştirilemeyecektir. Enerji verimliliğini artırma çabaları 2oC altında olması hedeflenen izin verilebilir karbondioksit salımı projelerine tamamen ‘kilitlenme’ açısından – ki bunun 2017 yılına kadar gerçekleşeceği belirlenmiştir – 2022 yılına kadar geciktirecek, çok gerekli olan küresel ilkim anlaşmasının sağlanabilmesi için de zaman kazandıracaktır. Aynı zamanda ciddi bir enerji güvenliği sağlanacak ve yakıt faturalarında yüzde 20’ye varan düşüşler de dâhil olmak üzere ekonomik faydalar da elde edilecektir” diye konuştu.

 

 

Petrolden gaza, yenilenebilir enerjiden suya kadar tüm enerji kaynaklarının bugünü ve geleceğine dair öngörülerin paylaşıldığı World Energy Outlook 2012 raporunun özetini, sizlerle paylaşıyoruz. 

 

Dünya Enerji Görünümü Raporu 2012 (World Energy Outlook 2012) Özet Bulgular

 

2035 Yılına Doğru Enerji Piyasaları Nasıl Gelişecek?  

 

Tüm yeni gelişmeler ve politikalar dikkate alındığında, dünyanın küresel enerji sistemi hala sürdürülebilir bir yola oturmamıştır. Ana senaryomuz, Yeni Politikalar Senaryosu, birçok temel eğilimin devam ettiğini gösteriyor; enerji talebi ve CO2 salımı (emisyonu) her zamankinden daha fazla artış gösteriyor, enerji piyasası dinamikleri gelişmekte olan ekonomiler tarafından belirleniyor, fosil yakıtlar egemen enerji kaynağı olma özelliğini sürdürüyor ve dünyadaki yoksullar için evrensel enerjiye erişim sağlamak, zor bir hedef olmaya devam ediyor.

 

Yeni Politikalar Senaryosu’nda enerji talebi ve CO2 salımı her zamankinden daha fazla artış gösteriyor. 2035 yılına kadar olan süreçte küresel enerji talebi üçte birin üzerinde bir artış gösterecek. Enerjiye bağlı CO2 salımının ise 2011 yılında gerçekleşen 31,2 Gt’den 2013 yılında 37,0 Gt’ye yükseleceği, bunun da uzun dönemde 3,6 °C’lik bir ortalama sıcaklık artışına yol açacağı tahmin ediliyor. Küresel ekonomik gelişmede kısa süreli olarak görülecek durgunluk, uzun dönemde enerji ve iklim eğilimlerinde marjinal bir farklılık yaratacaktır.

 

Küresel enerji piyasalarını yükselen ekonomiler yönlendiriyor. OECD dışı ülkelerin enerji talepleri 2010 yılında %55 iken, bu oran 2035 yılına kadar %65’e kadar yükselecek. Küresel enerji kullanımında en büyük büyüme 2035 yılına kadar %60’a çıkacak olan Çin tarafından gerçekleştirilecek. Bunu Hindistan (talep iki mislinden daha fazla olacak) ve Orta Doğu takip edecek.  OECD ülkelerindeki talep ise 2035 yılına kadar 2010 yılına göre sadece %3 artış gösterecek, ancak bu ülkelerde kullanılan yakıt karışımı büyük oranda değişiklik gösterecek. Petrol ve kömür kullanımı yüzde on beş puanlık bir düşüş göstererek %42’ye düşecek.

 

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı hızla artsa da, tüm dünyada fosil yakıtlar temel enerji kaynağı olarak kalmaya devam edecek. 2035 yılına kadar petrol, gaz ve kömüre olan talep mutlak şekilde artış gösterecek, ancak bunların küresel enerji üretimindeki ortak payları bu süre içinde %81’den %75’e düşecek. Alışık olunmayan kaynakların kullanımı ise, 2035 yılına kadar enerji kaynakları kullanımında doğalgazın asıl kaynak olarak neredeyse kömürün yerini alacağına işaret ediyor. Fukushima Daiichi’deki kazadan sonra pek çok ülkede zorunlu olarak yapılan politika değişiklikleri nedeniyle nükleer enerji yatırımlarının azaltılmasından dolayı daha önceki tahminlere göre düşüş gösterecek, elektrik üretiminde nükleer enerji %12 payını korumaya devam edecek. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ise, teşvikler, azalan giderler, artan fosil yakıtı fiyatları ve bazı durumlarda karbon fiyatlandırılması nedeniyle elektrik üretimindeki payını 2010 yılındaki %20’den %31’e çıkaracak.

 

Uluslararası yeniden yapılandırma çabalarına rağmen, fosil yakıtlara verilen sübvansiyonlar geçen sene süresince enerji piyasalarını çalkalamaya ve artmaya devam etti. Fosil yakıtlara verilen sübvansiyonlar 2010 yılına göre neredeyse %30 artış göstererek 2011 yılında 523 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu artış, daha yüksek uluslararası enerji fiyatlarına ve artan sübvanse edilmiş yakıtlara yansımaktadır. Birçok ülkede yapılan yeniden yapılandırma çabaları olmasa idi, bu sübvansiyon faturası çok daha yüksek olabilirdi. Buna karşılık 2011 yılında yenilenebilir enerji için verilen maddi desteklerin tutarı ise 88 milyar ABD dolarını bulmuştur.

 

Amerika Birleşik Devletleri, enerjide gerçekleştirdiği rönesans hareketi ile enerji piyasaları ve ticaretini etkileyerek küresel enerji haritasını yeniden çiziyor. Hali hazırda enerji ihtiyacının yaklaşık %20’sini ithal eden Amerika Birleşik Devletleri, petrol üretiminin artışı, kaya gazı ve biyoenerji ile nakliyede daha verimli yakıt kullanımı sayesinde 2035 yılına kadar kendi kendine yetebilecek duruma gelecek. ABD’nin azalan petrol ithalatı, 2030 yılları civarında Kuzey Amerika’nın petrol ihraç eder konuma geleceğini gösteriyor. Bu durumda, uluslararası petrol ticaretinin Asya ülkelerine doğru sapmaya başlayan ibresinin bu yöne daha çok dönmesini sağlayacak ve bu ülkeleri Orta Doğu’ya bağlayan stratejik hatların güvenliği konusunu da gündeme getirecek.

 

Büyümekte olan enerji ihtiyacını karşılamak üzere mevcut tedarik kapasitesinin genişletilmesi için gereken enerji tedarik alt yapısını oluşturacak büyük ölçekli yatırım. Yeni Politikalar Senaryosu’nda, 2012-2035 döneminde dünyanın enerji tedarik sistemi için yapılacak yatırımın kümülatif toplamı 37 trilyon ABD dolarını buluyor, bu da aynı süredeki ortalama küresel GSYİH’nın yüzde 1,5’ine denk geliyor. Toplamın 19 trilyon ABD dolarını petrol ve gaz tedariki oluştururken, 17 trilyon ABD dolarını ise üretim, iletim ve dağıtım da dahil olmak üzere elektrik enerjisi sektörü oluşturuyor.

 

Petrol ve Doğalgazın Geleceği Ne Olacak?  

 

Büyüyen ekonomilerde, özellikle de Çin, Hindistan ve Orta Doğu’daki nakliye talepleri, OECD ülkelerindeki düşen talepten daha fazla oluyor ve küresel petrol kullanımını düzenli olarak yukarıya çekiyor. Ana senaryomuz olan Yeni Politikalar Senaryosu’nda 2035 yılına kadar küresel talep 2011 yılında günlük 87,4 milyon varilden 2035 yılına kadar günlük 99,7 milyon varile çıkmaktadır. Çin, dünya çapındaki bu artışın %50’sine neden olmaktadır. Verimlilik kazanımları, yakıtların değişimi ve çözülme nedenlerinden dolayı OECD bölgelerinde istikrarlı bir düşüş ortaya çıkmaktadır.

 

Petrol talebindeki artışta kamyonların payı büyüktür. Hali hazırda nakliyat küresel petrol tüketiminin %50’sinden sorumludur. Yolcu taşıtlarının sayısı iki misli artarak 1,7 milyara çıkıp, karayolu nakliyesi talebi hızla arttıkça, bu pay da artış gösterecektir. Bu sonuncusu, küresel petrol talebi artışının yüzde 50’sinden sorumludur: kamyonlar için kullanılan akaryakıtlar – öncelikle de mazot – yolcu taşıtlarından çok daha fazla artış göstermektedir. Bunun da nedeni, yakıt ekonomisi standartlarının kamyonlar için daha az benimsenmiş olmasıdır.

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin 2020 yılından önce dünyanın en büyük petrol üreticisi konumuna gelmesi, 2020’li yıllarının ortasında Suudi Arabistan’ı geçmesi beklenmektedir. Aynı zamanda da, nakliyattaki yeni yakıt ekonomisi önlemleri Birleşik Devletlerdeki petrol talebini aşağılara çekmektedir. Bunun sonucu olarak da, Birleşik Devletler petrol ithalatı düşerek, Kuzey Amerika’nın 2030 yılları civarında petrol ithalatçısı konumuna gelecek. Bu da uluslararası petrol ticaretinin Asya’ya doğru dönmüş olan ibresini daha da hızlı bu yöne çevirecek ve Orta Doğu petrollerinin Asya’ya erişme yollarının güvenliğini gündeme getirecek. Halen toplam enerji gereksiniminin %20’sini ithal eden Amerika Birleşik Devletleri 2035 yılına kadar net olarak kendi kendine yeter duruma gelecek – diğer enerji ithal eden ülkelerde görülen eğiliminin aksine dramatik olarak terse dönecek.

 

OPEC dışı ülkelerin petrol üretimleri bu on yıl içinde artacak ancak 2020 yılından sonra arz artarak OPEC ülkelerine bağlı olacak. Esas olarak Amerika Birleşik Devletleri’ndeki hafif sıkışmış petrol ve Kanada’daki petrol kumulları ile doğalgaz sıvılarının yanı sıra Brezilya’daki derin su üretimindeki sıçramalar OPEC dışı ülkelerin üretimini 2011 yılındaki günlük 49 milyon varilden 2015 yılı sonrasında 53 milyon varil üzerine çıkaracaktır. Bu durum 2020’li yılların ortalarına kadar devam edecek ve 2035 yılında tekrar günde 50 milyon varile düşecektir. OPEC ülkelerinin petrol üretimi özellikle 2020 yılından sonra artacak ve OPEC ülkelerinin küresel üretimdeki mevcut payını %42’den 2035 yılında %50’lere kadar artıracaktır. Küresel petrol üretimindeki net artış tamamen alışık olunmayan petrol kaynaklarından sağlanacak, 2020’li yılların genelinde üretimi günde 4 milyon varilin üzerine çıkacak olan hafif sıkışmış petrolün ve doğalgaz sıvılarının buna katkısı olacaktır. 2035 yılına kadar olan sürede gerekli olan 15 trilyon ABD dolarlık petrol ve gaz yatırımlarının yaklaşık %30’u Kuzey Amerika’ya yapılacaktır.

 

Her üç senaryoda da, küresel talebin arttığı tek fosil yakıtı doğalgaz olacaktır. Yeni Politikalar Senaryosu’nda, günümüzde 3,4 tm3 olan dünya talebi, 2035 yılında yaklaşık 5 tm3 ‘e erişecektir. Bu durum, Çin’in önderlik ettiği gelişmekte olan ülkelerin hızlı gelişmesi sonucunda ortaya çıkacak olmakla birlikte, OECD bünyesinde de belli büyümeler olacaktır – kısmen Kuzey Amerika’daki bol arz nedeniyle. Bu talebi karşılamak üzere, büyüklük tahminleri her geçen gün artan gaz kaynakları yeterli olacaktır.

 

Konvansiyonel olmayan gazlar, 2035 yılına kadar gerçekleşecek olan küresel gaz üretimi artışının yaklaşık yarısına neden olacak, bu artışın çoğu Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya’dan gelecektir. Ancak, konvansiyonel olmayan gaz işi henüz gelişim yıllarında olduğundan, birçok ülkede kaynak tabanının kapsamı ve kalitesi hakkında belirsizlikler ve üretimin çevreye etkisi ile ilgili olarak tereddütler mevcuttur. Sağlam yönetmelikler ve örnek endüstriyel uygulamalarla kamuoyunun güveni oluşturulabilir. Arz kaynaklarını destekleyerek ve çeşitlendirerek, ithalat taleplerini engelleyerek (Çin’in durumunda olduğu gibi) ve yeni petrol ihraç eden ülkelerin ortaya çıkmasına destek olunarak (Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi), alışık olunmayan petrol ürünleri, ibreyi daha çeşitli ticaret akışı yönünde değiştirecek ve alışılmış gaz tedarikçilerine gaz için petrole bağlı fiyatlandırma konusunda baskı yapacaktır.

 

Elektrik Üretimi Sektöründeki Ana  Eğilimler Neler? 

 

Yeni Politikalar Senaryosu’nda elektriğe olan talep büyümeye devam ediyor ve 2035 yılına kadar yaklaşık %70 artış göstererek 32000 TWs’e ulaşıyor. Artışlar büyük çoğunlukla OECD dışı ülkelerden geliyor, bunun yarıdan fazlası da sadece Çin ve Hindistan’dan kaynaklanıyor. Elektrik üretiminde, özellikle de OECD dışı ülkelerde, kömür bel kemiği olmaya devam ediyor, ancak kömürün karışım içindeki payı beşte ikiden, üçte bire düşüyor. OECD ülkelerinde ise, kömüre dayalı elektrik üretimi düşüyor ve 2035 yılına kadar kömürün yerini gaz ve yenilenebilir enerji kaynakları alıyor. 2035 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektrik üretimi 2010 yılına göre yaklaşık üç katına çıkıyor, elektrik üretimi karışımı içindeki payı artarak %20’den %31’e yükseliyor. OECD ülkelerindeki yenilenebilir enerji kaynakları ile elektrik üretimi asıl olarak rüzgar (%47), biyoenerji (%16), güneş enerjisi (%15) ve hidrolik enerji (%11) oluyor. OECD dışı ülkelerde ise hidrolik enerji %42 ile yenilenebilir enerji kaynakları kullanımındaki artışta başı çekerken, rüzgar (%25), biyo (%16) ve güneş (%10) enerjilerinin de önemli katkısı oluyor.

 

Outlook süresince toplam 5 890 GW kapasite artışına gerek duyulmaktadır – 2011 yılında tüm dünyada kurulu kapasiteden daha fazladır. Bunun üçte biri devre dışı bırakılacak olan eski santrallerin yenilenmesi, geri kalanı ise artmakta olan elektrik talebinin karşılanması için gerekmektedir. 2012-2035 yılları arasındaki dönemde kapasite artışının yarısını 3000GW ile yenilenebilir enerji yatırımları oluşturmakta, bunu 1400GW ile gaz takip etmektedir. Tüm elektrik sektörünün 2012-2035 yılları arasındaki dönemde yatırım ihtiyacı 16,9 trilyon ABD doları olup, bu dönemdeki toplam enerji arzı alt yapısı yatırımlarının yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Bu yatırımın beşte ikisi elektrik hatları için gerekli olup, geri kalanı elektrik üretim kapasitesi artışı içindir. Elektrik üretim kapasitesini artırmak için yapılacak yatırımlardan %60’ı yenilenebilir enerji kaynakları– esas olarak rüzgar(%22), hidrolik(%16) ve güneş(%13) – için kullanılacaktır.

 

2035 yılına kadar, artan yakıt fiyatları, yenilenebilir enerji kaynaklarının artarak kullanılması ve bazı bölgelerde CO2 ücretlendirilmesi nedeniyle, elektrik fiyatları reel olarak %15 artış gösterecektir. Önemli bölgesel farklılıklar bulunmaktadır: En yüksek fiyatlar Avrupa Birliği ve Japonya’da uygulanmaya devam etmekte, bu fiyatlar Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’deki fiyatların çok üzerinde bulunmaktadır. Bazı bölgelerde, evlerde kullanılan elektriğin faturaları 2035 yılına kadar %30’a varan artışlar göstermekte, ancak gelirlerdeki artış daha hızlı olacağından, zaman içinde elektrik faturaları masraflarında azalma görülmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı için verilen teşviklerin elektrik fiyatları ile müşterilere yansıtıldığı bölgelerde, 2020 yılına kadar ek tarifeler önemli bir yer tutabilmekte, Avrupa Birliği’nde evlerde kullanılan elektriğin bedelinde, yenilenebilir enerji kaynaklarına verilen teşvikler %15 artışa neden olmaktadır.

 

Outlook süresince, hükümet politikalarıyla desteklenen modern biyoenerjiye – nakliyat hizmetleri için biyoyakıt ve elektrik ile ısı üretimi için biyokütle hammaddelerinden ve biyogazdan elde edilen ürünlerin kullanımı – olan talep iki katından fazlaya çıkıyor. Tahmin edilen talebi karşılayabilmek için, gıda üretimi ile rekabete girmeden bile, küresel biyoenerji kaynakları yeterli bulunmaktadır, ancak toprakların kullanımının sürdürülebilir bir biçimde yönetimi gerekmektedir.  2035 yılında modern biyoenerji talebi, endüstriyel kuruluşlar ve konutların ısınması için gerekli enerjinin talebin yaklaşık yarısını oluşturduğu Avrupa Birliği’nde talep en uç noktaya çıkmaktadır.  Bunu, artışın taşımadan kaynaklandığı Amerika Birleşik Devletleri ve Brezilya izlemektedir. Politika hedeflerinin üretim kapasitesini aştığı belli bölgelerde (özellikle Avrupa Birliği, Japonya ve Hindistan), elektrik üretimi için katı biyokütle ve taşıma için biyoyakıtların uluslararası ticaret hacmi altı katından daha fazla artış göstermektedir.

 

Yenilenebilir enerji kaynakları hala alışılmış kaynaklardan daha pahalı olduğundan, yenilenebilir enerji sektöründe, özellikle de elektrik üretimi sektöründe büyüme sağlanabilmesi için enerji sübvansiyonları gereklidir. 2011 yılında, Avrupa Birliğinde, özellikle de Almanya ve İtalya’da güneş enerjisinden elektrik üretiminin olağanüstü bir biçimde artış göstermesi nedeniyle, enerji sübvansiyonları 2010 yılına göre %24’lük bir artış göstermiş ve 88 milyar ABD dolarını bulmuştur. Outlook süresi sonuna doğru, Avrupa Birliği ve Çin’deki karasal rüzgâr enerjisi üretimi gibi bazı yenilenebilir enerji teknolojileri bir dereceye kadar rekabet edebilir duruma gelmiş olsalar dahi, yenilenebilir enerji alanındaki hızlı büyüme, sübvansiyonların 2035 yılına kadar yaklaşık 240 milyar ABD dolarına çıkması anlamına gelmektedir (bunun yaklaşık 180 milyar ABD doları elektrik üretimi, geriye kalanı ise biyoyakıtlar içindir). Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik üretimi için gerekli olan sübvansiyonların 2012-2035 yılları arasındaki toplamı 3,5 trilyon ABD doları olup, bunun hali hazırda dörtte biri mevcut kapasiteler için kullanılmış, yaklaşık %70’i ise 2020 yılına kadar gerçekleştirilmesi hedeflenen yatırımlara bağlanmış bulunmaktadır.

 

Enerji Verimliliği: Enerjide 3 Ana Hedefi Yakalama Yolunda Altı Adım  

 

Enerji verimliliği enerji güvenliğini artırabilir, ekonomik büyümeyi teşvik edebilir ve çevre kirliliğini en aza indirgeyebilir, ancak mevcut ve planlanan çabalar ekonomik potansiyelin tamamına erişmenin çok gerisinde kalmaktadır. Geçen yıl içinde, önemli miktarda enerji tüketen bir takım ülkeler (Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya) enerji verimliliği konusunda tedbirler aldı. Bu tedbirlerin uygulamaya konması sonrasında, Yeni Politikalar Senaryosu’nda, 2035 yılına kadar küresel enerji yoğunluğunda (birim GSYİH başına düşen enerji kullanımı) yıllık %1,8’lik bir katkı sağlanacağı hesaplanmaktadır ki, geçtiğimiz on yıl süresinde gerçekleşen %0,5’lik bir iyileşmeye oranla bu çok büyük bir gelişmedir. Yine de, teknik olmayan bir takım nedenlerden dolayı, enerji verimliliğine katkıda bulunabilecek, ekonomik potansiyeli yüksek bazı alanlara – bina sektörünün beşte dördü ve sanayinin yarısından fazlası – dokunulmamaktadır.

 

Verimli Dünya Senaryomuz, enerji verimliliğinin ekonomik olarak gerçekleştirilebilir potansiyelleri anlayabilme konusunda belge niteliğindedir. Piyasadaki engelleri indirmek, böylelikle de işlem giderlerini azaltmak ve enerji verimliliği yatırımlarını başlatmak üzere hükümetlerin yürürlüğe koymaları gereken politikaları belirledik. Bu yatırımlar, enerji sermaye stokunun sona ermesinden çok daha önce kendi kendini ödeyecek ve ekonomik kazanımlar, enerji güvenliği ve çevre koruma açısından hedeflerin el çabukluğu ile gerçekleşmesini sağlayacaktır.

 

Verimli Dünya Senaryosu kaynakların daha verimli olarak dağıtımını öngörmekte, 2035 yılına doğru kümülatif küresel ekonomik çıktıyı 18 trilyon ABD dolarına çıkarmaktadır. Bu da, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika ve Şili’nin toplam GSYİH’na eşittir. 2035 yılında GSYİH, Hindistan (%3,0), Çin (%2,1), Amerika Birleşik Devletleri (%1,7) ve Avrupa’nın OECD’ye üye ülkelerinde (%1,1) en yüksek seviyededir. Kullanıcı tarafındaki verimli teknolojiler için yapılan 11,8 trilyon ABD doları tutarındaki ek yatırımlar, yakıt faturalarındaki 17,5 trilyon ABD doları tutarındaki düşüşler ve yan yatırımlarda kullanılacak 5,9 trilyon ABD dolarının kesilmesi ile fazlası ile karşılığını alacaktır.

 

Yeni Politikalar Senaryosu’na göre Verimli Dünya Senaryosu’nda küresel birincil enerji talebi artışı yarı yarıya azalmakta ve son 25 yıla göre enerji yoğunluğunda 2,6 kere iyileşme sağlanmaktadır. 2020 yılından önce petrol talebi günlük 91 milyon varile çıkarak tepe noktasına ulaşmakta ve 2035 yılında günlük 87 milyon varil seviyesine düşerek, Yeni Politikalar Senaryosu’ndaki rakamın günde 12,7 milyon varil daha altında kalmaktadır. Bu rakam, Rusya ve Norveç’in mevcut toplam üretimine eşittir. 2035 yılına kadar, kömür talebi bu günkü talebin daha altında kalmakta, miktarı ise Yeni Politikalar Senaryosuna göre 1350 milyon ton kömür eşdeğerinden (Mtce) daha az olmaktadır. 2035 yılında, doğalgaz talebi Yeni Politikalar Senaryosu’ndan 680 milyar m3 daha az olmakta, bu da kabaca Amerika Birleşik Devletleri’nin 2010 yılı talebine denk gelmektedir. Düşen talepler nedeniyle de, petrol fiyatları 2035 yılında, Yeni Politikalar Senaryosu’na göre varil başına 16 ABD doları daha düşük olmaktadır.

 

Verimli Dünya Senaryosu’nda, enerji ile ilgili CO2 salımları 2020 yılından önce zirve yaparak 2035 yılında 30,5 Gt’a çıkmakta, bu da uzun dönemde 3°C’lik bir ortalama sıcaklık artışına işaret etmektedir. Verimli enerji teknolojilerin hızlı bir biçimde devreye sokulması ile 2022 yılına kadar 2°C artışa izin veren – Yeni Politikalar Senaryosu’nda 2017 yılında gerçekleşeceği belirlenen ve küresel iklim mutabakatı için fazladan beş yıl kazandıran – CO2 salımına kilitlenmede gecikme olabilir. Ancak, 2°C hedefine erişebilmek için, enerji verimliliğinin yanı sıra düşük karbon teknolojileri de gerekecektir. Verimli Dünya Senaryosu’nda yerel çevre kirletici gazların salımı da kısa sürede azalmakta, özellikle Çin ve Hindistan için çevre ve sağlık faydaları sağlamaktadır.

 

Yaygın olarak uygulamaya konduğu takdirde Verimli Dünya Senaryosunu gerçekleştirilebilir konuma getirebilecek altı kategoride politik eylem öneriyoruz. Bu kategoriler şunlardır: ölçümleme ve kazançları açıklama sistemlerini güçlendirerek enerji verimliliği görünebilirliğini artırma; hükümette, sanayide ve toplumda karar alma mekanizması ile bütünleştirerek verimliliğe öncelik verme; uygun iş modelleri ve finansman araçları yaratarak verimliliği daha bütçeye uygun hale getirme; en verimli teknolojileri teşvik edip, verimsiz teknolojilerden caydırarak verimliliği teşvikin ana unsuru haline getirmek; izleme, doğrulama ve tatbik etme eylemleri ile verimliliği gerçek hale getirme, her seviyede yönetim ve idare kapasitesini artırarak, verimliliği fark edilebilir kılma.

 

Irak’ın Enerji Görünümü Nedir?  

 

Irak’ın enerji sektörü, ülkenin gelecekteki zenginliğinin anahtarını elinde tutmakta olup, küresel enerji piyasalarının istikrarı ve güvenliği için önemli katkılar sağlayabilecektir. Irak halen dünyanın üçüncü büyük petrol ihracatçısı olup, kargaşa ve istikrarsızlıkla geçen bir otuz yılın sonunda petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı planlamaktadır. Irak’ın hidrokarbon potansiyelinin geliştirilmesinin başarılması ve bunun sonucu ortaya çıkan hasılatın etkin olarak kullanımı ile Irak’ın sosyal ve ekonomik gelişimi ateşlenebilir. Bu hususta başarısız olunması durumunda Irak’ın kendini toparlaması tehlikeye girecek ve küresel enerji piyasaları bulanık sularda mahkum kalacaktır.

 

Irak’ın petrol ve gaz üretimini artırma hedefleri, hidrokarbon rezervlerinin boyutları veya üretim giderleri ile kısıtlanmalıdır. Sektörün gelişimi, yatırımları yavaşlatan engellerin ne kadar hızlı biçimde kaldırıldığı, Irak’ın hidrokarbon zenginliğinden uzun dönemde ne şekilde yararlanmayı planladığının netliği, uluslararası piyasa şartları ve Irak’ın politik istikrarı sağlaması ile insan kaynakları tabanını geliştirmesine bağlı olacaktır. Ana Senaryomuzda, WEO - 2012’nin Irak ile ilgili bölümleri bulunan Yeni Politikalar Senaryosu’nda, Irak’ın petrol üretimi 2020 yılına kadar iki katı artarak günde 5 milyon varile çıkmakta, bu rakam 2035 yılında günde 8,3 milyon varile ulaşmaktadır. Üretimdeki en büyük artış Basra çevresinde, Irak’ın güneyindeki devasa süper sahalardan gelmektedir. 2035 yılına kadar geçen süre zarfında günde 5 milyon varilin üzerine çıkan Irak petrol üretim artışı, küresel arz artışına en büyük katkıyı sağlamakta (dünyadaki üretim artışının %45’ine denk gelmektedir), 2030 yılında Irak Rusya’yı geçerek dünyanın ikinci en çok petrol ihraç eden ülkesi konumuna gelmektedir. Irak’ın üretim kapasitesindeki artış Irak’ın, başta Çin olmak üzere hızla büyüyen Asya ülkelerinin ana tedarikçisi konumuna gelmesi demektir.

 

Irak’ın geleceğinde doğalgaz, enerji karışımında petrolün önemini azaltarak, daha önemli bir rol sahibi olabilir. Ana Senaryoda, 2035 yılında Irak’ın doğalgaz üretimi yaklaşık 90 milyar m3’e çıkarken, iç talep 70 milyar m3’ü aşıyor. Elektrik üretimi için doğalgaza dönüşüm sağlanması nedeniyle petrol ihraç edilmek üzere serbest kalıyor. Bu dönüşüm gerçekleştirilmediği takdirde Irak, ihracatta 530 milyar ABD doları civarında bir gelirlerden mahrum kalıyor ve 2035 yılında iç talep 1 milyon varilden daha fazla oluyor. Gaz ihracı 2020 yılından sonra başlıyor ve komşu ülkelerle Avrupa piyasaları ile Asya’ya uygun maliyetli kaynak sağlıyor.

 

Irak’ın ulusal gelişiminde artan elektrik talebini yakalamak ve bu talebi karşılamaya devam etmek önem arz ediyor. Mevcut talebin tamamını karşılayabilmesi için Irak’ın net %70 daha fazla elektrik üretmesi gerektiğini tahmin ediyoruz. Ana Senaryomuzda, planlanan yeni kapasite zamanında devreye sokulduğu takdirde, bağlaşımlı elektrik ağı 2015 yılında zirve yapacağı tahmin edilen elektrik enerjisi talebini karşılayabilecektir. 2035 yılına kadar olan süre zarfında Irak’ın 70 gigavat civarında elektrik üretim kapasitesini artırması gerekmektedir.

 

Irak, 2035 yılına kadar petrol ihracatından yaklaşık 5 trilyon ABD doları gelir elde edecektir ki, bu da yılda ortalama 200 milyar ABD doları etmektedir bu, ülkenin geleceğini dönüştürmek için önemli bir miktardır. Ana Senaryoda, Irak’ın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH), 2035 yılında bu günün beş katı (reel olarak), enerji talebi dört katı ve kişi başına GSYİH bugünün Brezilyasına yakındır.

 

Ana Senaryoda, Irak’ın kümülatif enerji yatırımları gereksinimi 530 milyar ABD dolarıdır ki, bu da tahmin edilen petrol ve gaz ihracı gelirlerinin %10’unun biraz üzerindedir. Gerekli olan yıllık yatırım, yılda ortalama 25 milyar ABD doları ile bu on yılda en üst seviyede bulunmaktadır – bu rakam 2011 yılında yapılan tahminin yaklaşık üç katıdır.  Gecikme çok pahalıya mal olabilir. Kurguladığımız gecikme durumunda, enerji yatırımlar çok az artmakta, bunun sonucu olarak da petrol üretiminde artış çok daha az olmaktadır (2020 yılında günde 4 milyon varile ulaşırken, 2035 yılında günlük üretim 5,3 milyon varil olmaktadır). Ana Senaryo ile karşılaştırıldığında, Irak ekonomisine kümülatif kaybı 3 trilyon ABD doları olmaktadır. Irak’ın daha az petrol üretimi aynı zamanda uluslararası petrol piyasalarını da gerecek, 2035 yılında ise petrol fiyatları reel olarak Ana Senaryoda belirtilen fiyatlardan yaklaşık 15 ABD doları daha pahalı olacaktır.

 

Su Gelecekteki Enerji Arzını Nasıl Etkileyecektir?

 

Enerji suya doymaz bir kaynak haline dönüşüyor. 2010 yılında enerji üretimi için tatlı su kullanımı 583 milyar metre küpe çıktı ki, bu dünyadaki toplam su kullanımının %15’ine denk gelmektedir.  Bu rakamdan su tüketimi – kullanıldıktan sonra kaynağına iade edilmeyen miktar – 66 milyar m3 olmuştur. Yeni Politikalar Senaryosu’nda, su kullanımı 2010-2035 yılları arasında %20 artarken, su tüketimi daha da etkileyici bir biçimde %85 (enerji talep artışının iki katından daha çok) artış göstermektedir. Bu eğilimlerin nedeni, daha gelişmiş soğutma sistemleri kullanan (toplam su kullanımını azaltan ancak su tüketimini artıran), daha verimli elektrik santrallerine yönelmek ve artan biyoyakıt üretimidir. Enerji verimliliği, rüzgar ve güneş enerjileri, suya talepte belirgin bir artış göstermeden düşük karbonlu bir geleceğe katkıda bunmaktadırlar.

 

Enerji projelerinin fiziki, ekonomik ve çevresel devamlılığı değerlendirilirken, su da giderek daha önemli bir kıstas olarak göz önünde bulunduruluyor. Su kullanımı, diğer örneklerin yanı sıra, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı kesimlerinde alışık olunmayan gazların geliştirilmesinde ve elektrik santrallerinde kullanılmasında, Hindistan’ın fazla su kullanan kömür yakıtlı santraller zincirinde, Kanada’nın petrol kumullarında ve Irak petrolünün çıkarılmasını desteklemek için rezervlerdeki basıncı sabit tutulmasında giderek daha zor olabilmektedir.

 

Enerji sektörünün karşılaştığı suya bağlı zorlukların çoğu mevcut teknolojilerle aşılabilmektedir ancak, bazı çözümler için ödün verilmesi gerekmektedir. İleri teknolojili soğutma sistemleri, ek giderler doğursa ve santrallerin verimliliğini düşürse de, fosil yakıtlı ve nükleer elektrik santrallerinde – ki bunlar enerji sektöründe en çok su kullanan santrallerdir – kullanılan su miktarını ve dolayısı ile de bu santrallerin su kaynaklarına olan etkilerini en aza indirgemektedir. Biyoyakıtlı üretim tesisleri de suyu yoğun olarak kullanabilmektedir. Su verimli biyokütle (dallı darı veya mahsul artığı ürünler gibi) ve sulama teknolojileri seçilerek, bunun yanı sıra biyokütlenin yetişmesi için yeterli yağış alan bölgeler seçilerek, su kullanımı optimize edilebilir.

 

Küresel Modern Enerjiye Erişebilme Hedefine Devamlı Odaklanma

 

Tüm gelişmelere rağmen, yaklaşık 1,3 milyar insan elektriğe erişememekte ve 2,6 milyar insan da temiz pişirme olanağından mahrum bulunmaktadır. On ülke – dördü Asya’da, altısı Afrika’da – elektriği olmayan insanların üçte ikisini ve sadece üç ülke – Hindistan, Çin ve Bengaldeş – temiz pişirme olanağı olmayan insanların yarısını oluşturmaktadır.

 

Harekete geçilmedikçe, 2030 yılında yaklaşık bir milyar insanın elektrikten, 2,6 milyar insanın da temiz yemek pişirme olanaklarından mahrum kalacaklarını tahmin etmekteyiz. Elektrik hususunda 2030 yılına kadar gelişmekte olan Asya’da elektriği olamayan insanların sayısı neredeyse yarıya düşecek, ama Afrika Sahrasının içlerindeki insanlar için 2025 yılına kadar kötüleşen durum devam edecektir. Pişirme hususunda ise, gelişen Asya’da önemli iyileşmeler olacak, ancak sadece Hindistan’da temiz pişirme olanaklarına erişemeyen insanların sayısı Amerika Birleşik Devletleri’nin bu günkü nüfusunun iki katı olacaktır. Afrika Sahrasının derinlerinde ise durum, 2030 yılına kadar yaklaşık üçte biri daha kötüleşecektir.

 

2030 yılına kadar, küresel enerjiye erişebilmek için, yaklaşık 1 trilyon ABD doları tutarında kümülatif yatırım yapılması gerektiğini tahmin ediyoruz. Bu rakam, enerji altyapısı ile ilgili yatırımların sadece %3’üne denk gelmektedir. Birleşmiş Milletler’in Herkes için Sürdürülebilir Enerji Yılı çerçevesinde yeni atılımlar yapılmış olmakla birlikte, daha da fazlası gereklidir. Bizim Herkes için Enerji çalışmamız, 2030 yılında genel erişimin küresel enerji talebini sadece %1, CO2 salımını da %0,6 artıracağını göstermektedir.

 

Modern enerjiye erişim sağlamada edinimleri izlemek için politika üretmede söz sahibi kişilere yardımcı olmak amacıyla 80 ülke için bir Enerji Gelişim Endeksi (EDI) sunuyoruz. Bu endeks, ev içinde ve topluluk seviyesinde enerji gelişimini ölçen kompozit bir endekstir.  Bu endeks, son yıllarda Çin, Tayland, El Salvador, Arjantin, Uruguay, Vietnam ve Cezayir’de elde edilen büyük gelişimlerle, geniş olarak yapılan iyileştirmeleri ortaya koymaktadır. Ayrıca, Afrika Sahrasının içlerinde yer alan düşük EDI puanlı bazı ülkeler de sıralamanın altlarında yer almaktadır.

 


 


İlginizi çekebilir...

İzmir Doğalgaz Sertifikalı Firmalarla Bir Araya Geldi

İzmir Doğalgaz düzenlediği toplantıda, yeni başlatacağı iç tesisat uygulamalarıyla ilgili olarak yetkili iç tesisat firmalarına bilgi verdi. 2018 yılı...
12 Nisan 2019 Cuma / 14:12

DOSİDER Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan:"Doğalgaz Sektörü Ekosisteminin Bir Parçası Olduk"

DOSİDER, adı üstünde doğalgaz ile çalışan cihazları ve ilgili ekipmanları üreten, ithal eden ve sağlıklı bir şekilde piyasaya süren firmaların bir ara...
11 Nisan 2019 Perşembe / 09:57

Mesut Eren'i Sonsuzluğa Uğurluyoruz

Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği kurucu üyelerinden, Erensan Şirketler Grubu kurucusu, KBSB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Eren'in babası, Mak...
9 Nisan 2019 Salı / 16:27

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.